Çanakkale – Gökçeada – İzmir

9. Gökova Bisiklet Turu sonrasında kafamızda bir organizasyona bağlı kalmadan tur yapma fikri oluştu. 2015 Haziran sonu, Strava’yla uzun bir planlama sonucu Çanakkale – İzmir rotası ortaya çıktı. Malzeme ve tecrübe eksikliği sebebiyle yemek ve konaklamayı restoran ve kampinglerde halledelim dedik. Ama bir önceki turun bize kattıkları sayesinde bu sefer daha hazırlıklıydık.

İstanbul ve çevresindeki trafiğe hiç bulaşmamak için otobüsle Çanakkale’ye gidip oradan yol boyunca İzmir’e sürmeye karar verdik. Bisikletçiliğe hızlı bir giriş yapan Volkan da bu turda bize eşlik etti. Bir süredir Gökçeada’yı görmek istiyorduk, Volkan’ın da bu konudaki ısrarları sonucu adayı rotamıza ekledik. Harem’den bindiğimiz otobüsten Eceabat’ta indik. Üç bisiklet ve heybeleri gören muavinin tadı kaçtı ve bu durumu şoföre bildirdi. Durumu fazladan ücret ödeyerek çözdük.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda yaptığımız tur inanılmaz keyifli oldu. Etrafını yemyeşil ormanların ve masmavi denizin çevrelediği bakımlı yollarda yolculuğumuza başladık. Yarımadada doğa çok güzel korunmuş ve çevre düzenlemesi yapılmış, bunun büyük bir bölümünü “Tarihe Saygı Projesi” kapsamında Opet finanse etmiş. Gökçeada feribotuna binmek üzere Kabatepe’ye doğru giderken yolumuzu uzatarak Çananakkale Şehitliği’ne uğradık. Çanakkale Şehitleri Anıtı endamıyla gerçekten görülmeye değer, görkemli bir yapıt.

Şehitliği geride bırakıp yola devam ederken garip bir tabela dikkatimizi çekti. Patikayı takip ettiğimizde kendimizi Anzaklar’a ait başka bir şehitlikte bulduk. Sadeliği ve düzeniyle etkileyici bir mezarlıktı.

Kabatepe’den bindiğimiz feribot, bir buçuk saat süren bir yolculuğun ardından Gökçeada’ya vardı. İlk gün için konaklama mekanımız Kaleköy’deki Yıldız Koyu oldu. Buradaki kampinge verdiğimiz para içimize oturdu ve gelecekteki turlarımızı konaklamaya harcama yapmadan, doğaya kamp atarak yapma fikri ilk kez burada ortaya çıktı. Adadaki tek akşamımızı koyun en güzel manzaralı restoranı İmroz Poseidon’da rakımızı içerek tamamladık.

Sabah erkenden adanın meşhur dibek kahvesini içmek için Zeytinliköy’e hareket ettik.  Yol üzerinde Gökçeada merkezine uğrayarak çok övülen bademli kurabiyeden yedik, gel gör ki pek bir tad alamadık. Gerçi dibek kahvesinden de pek bir şey anlamadık ama belki de adanın en meşhur kahvecisi olan Madam’ın Kahvesi yerine karşı dükkandaki adamın kahvesinden içtiğimizdendir. Saat çok erken olduğu için dükkanların çoğu kapalıydı.

Şimdi biraz adada başımıza gelen ilginç olaydan bahsedelim. Dönüş feribotuna binmeden önce birkaç saat boş zamanımız vardı, bunu denize girerek değerlendirelim istedik. Volkan’ın önerisi üzerine daha önce görüp çok beğendiği ‘Peynir Kayalıkları’ diye anılan yere gittik. Varışımızdan hemen sonra yanımıza iki araç geldi. Tepenin yamacında mahsur kalan bir koyun ve kuzusunu kurtarmak üzere geldiğini öğrendiğimiz ada sakinleri bizden yardım istediler. Planları şöyleydi; ekiplerinden iki kişi tepeden ip sarkıtarak hayvanlara ulaşmaya çalışacak, aşağıdakiler ise hem hayvanların yerini tarif edecek, hem de koyun ile kuzunun düşme olasılığına karşı onları kurtarmak için hazırda bekleyeceklerdi. Volkan’ı dahil etmek istedikleri B planı ise biraz alışılmışın dışındaydı. Hayvanların denize düşüp, ölüp, onların deyişiyle murdar olmasını istemiyorlardı. Bu durumu engellemek için envanterlerindeki araç ise bir deniz yatağıydı. Talepleri, hayvanın bu yatak ile kurtarılıp, kıyıya taşınmasıydı. Buraya kadar işler biraz garip ve zor gözükse de denemeye değer görünüyordu. En azından Volkan için… Ama birazdan duyacağımız C planı hepimizi beyninden vurulmuşa döndürdü. Volkan’ın eline bir bıçak tutuşturup, denize düşen hayvanın kayalıklara çarpıp yaralanması halinde, dini kurallara uygun olarak bıçağı kullanmasını istediler. Neyse ki işler oralara varmadan kurtarma operasyonu tamamlandı ve biz de feribotumuza atlayıp tekrar Eceabat’a doğru yola koyulduk.

O gün tam gaz ilerleyerek Ezine’ye vardık. Denize kıyısı yok, turistik bir yer de değil, haliyle kamping bulamadık. Diğer konaklama seçeneklerinden daha uygun olduğu için öğretmen evinde kalmayı tercih ettik. Tahmin ettiğiniz üzere bolca peynir yedik.

Ertesi gün Altınoluk yolunda ilerlerken hafif bir kaza geçirdik. Hızlı bir iniş sırasında, arkasından gelen arabanın acı fren sesi ve patinaj çekmesiyle irkilerek mıcıra dalan Ülgen, kontrolünü kaybederek yolun dışına fırladı. Neyse ki kazayı hafif sıyrıklarla atlattı.

Altınoluk’ta deniz kıyısında tavşanların etrafta dolaştığı güzel bir kampingde konakladıktan sonra bir sonraki gün Kazdağları’nın eteğindeki Avcılar Köyü’nde bal ve simitle kahvaltımızı yapıp Ayvalık’a doğru yola koyulduk. Akçay’da kısa bir moladan sonra ilk hedefimiz Ayvalık’ın o meşhur tostuna ulaşmaktı. Tostçular çarşısında yediğimiz Ayvalık tostu gerçekten de şehirdekinden çok daha lezzetliydi. Sarımsaklı Plajı’nda kısa bir deniz keyfinden sonra yolumuza devam ettik. Sonraki durağımız Bademli oldu. Aslında Dikili’ye geldiğimizde bayağı yorgunduk ama kamping bulamadığımız için devam etmek zorunda kaldık.

Bir sonraki güne uzun bir tırmanışla başladık, tavsiye üzerine harika bir kıyı köyü olan Denizköy’e gidip kahvaltı ettik. Aşırı sakin ve ıssız bir yerleşim yeri olan Denizköy’ü biz gerçekten çok sevdik. Civardan geçenlerin görmesi gerek. Öğle yemeğini yediğimiz Aliağa’dan sonra direkt İzmir’e gitmektense gelmişken Foça’yı da görelim dedik ama bu kararımızın bizi turun en kötü yoluna sokacağından bihaberdik. Foça sapağından sonra fabrikalarla dolu dar yolda, toz ve duman içinde, dev, hurda yüklü kamyonlarla birlikte bisiklet sürdük. Bu yolda aynı zamanda Ülgen’in dış lastiği de aramızdan ayrıldı.

4500 km sonrası ömrünü dolduran dış lastik

4500 km sonrası ömrünü dolduran dış lastik

Ama vardığımız yer bütün bunlara değdi. Eski Foça’yı eğer görmediyseniz mutlaka görün deriz. Denizin kıyısını tarihi taş binalarıyla çevrelemiş bir sahil kasabası.

Foça’da ilk kalmak istediğimiz kampinge “damsız almıyoruz” gerekçesiyle sokulmadık fakat gittiğimiz diğer kampingi öyle çok beğendik ki, bir gün daha orada kalmaya karar verdik. Turun 6. gününü dinlenerek ve Eski Foça’yı dolaşarak geçirdikten sonra 7. gün erkenden kalkarak İzmir’e vardık.